Abdüllatif Şener, AK Parti’yi Anlatıyor-1

20.12.2012

Abdüllatif Şener, Adalet ve Kalkınma Partisi’ni anlatıyor…

AK Partininin görünürde, Türkiye Cumhiriyeti’ni daha iyi
bir geleceğe taşımak amacı ile kurulma aşamasına karşın,
arka planda yaşananlar bütün açıklığı ile anlatılıyor.

En başta bile, Amerika ve Yahudi lobilerinden icazet alınmadan
hiçbir işin yapılmadığı ayrıca, Bütün Türkiye Cumhuriyeti değerlerinin,
özelleştirme adı altında, Nasıl yabancı şirketlere peşkeş çekildiği
tüm detayları ile açıklanıyor.

Mutlaka İzleyin…
Allah adını ağızlarından düşürmeyen çevrelerin
ne kadar İKİYÜZLÜ olduklarını görün…

1. Bölüm : Video Konuşma Metninin tamamı aşağıda verilmiştir.

http://youtu.be/EGpp8XRnHnY&w=560&h=360

 

2. Bölüm : Video Konuşma Metninin tamamı aşağıda verilmiştir.

http://youtu.be/WMkk9DsK9Lk&w=560&h=360

 

Kaynaklar…
23 Ocak 2010 tarihli CNN Türk – “Oradaydım – Soner Yalçın”  yayını.
Konuk : Abdüllatif Şener

1. Bölüm Konuşma Metni  (Tamamı) :

2012-12-20_abdüllatif_şener14 Ağustos 2001 Ankara
Fazilet Patrisi kapatıldıktan sonra devamı niteliğinde Saadet Partisi kuruldu ancak bu süreçte bir yol ayırımına girildi ve “Yenilikçiler” diye adlandırılan grup yeni bir parti kurdu. Abdüllatif Şener, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yöneticilerinden biri olarak oradaydı…

00’45”
“1991 yılında ilk kez milletvekili oldum. refah Partisi’nden meclise girdim ve o dönemde 90’lı yıllar boyunca siyasi partilerin birtakım değerler üzerinde ayrışarak set üsluplarla yıkıcı ve ayrıştırmaya dayanan bir tarzda siyaset yaptıklarını gördüm. İlk milletvekilliği dönemimde ben de sert konuşmalar yapardım. Ayrıştıran konuşmalardı bunlar aslına bakarsanız ve 90’lı yıllar boyunca, içinde yaşadığımız siyasetin bu biçimini hep analiz etmeye çalıştım.

Gelişen dünya koşullarında, Türkiye’de yaşayan insanımızın ihtiyaçlarına hangi ölçüde cevap veriyor, ülkenin geleceğine hangi ölçüde hitap ediyor diye bu siyasi yapı, 10 yıl boyunca analiz yaptım, düşündüm ve yorumlamaya çalıştım.

Sonunda geldiğim nokta şudur : 2000’li yıllara doğru Türkiye’de var olan kökleşmiş olan, kendisini değiştirme niyeti ve iradesi asla görülmeyen bu siyasi yapının ülkemiz için zararlı olduğuna karar verdim.

02’20”
Bildiğiniz gibi Refah Parti’si kapatıldı, Refah partisinden sonra yerine kurulan fazilet Parti’si yeniden tekrar kapatıldı ve arkasından, Fazilet partisinde siyaset yapan milletvekilleri ve teşkilatlar arasında görüş ayrılığı ortaya çıktı.

Bir grup milletvekili ve teşkilat mensubu, yine geleneksel tarzda siyasete devam etme kararı aldılar, bu yönde irade ortaya koydular ama parti içinden önemli bir grup, 50 civarında milletvekili ve 10-15 civarında il teşkilatı, bu geleneksel siyaset tarzının yenilenmesi gerektiğini düşündüler ve tüm mecvut siyasi partilerin artık geride kaldığı anlayışı içerisinde yeni bir siyaset diyerek 2001 yılında arkadaşlarımızla beraber yeni bir parti kurduk.

03’40”

Erdoğan’ın konuşması : “Artık Türkiyemiz’de bugünden sonra hiçbirşey eskiSİ gibi olmayacak”

Birtakım profesyonel kuruluşlarla süreürülen çalışmalarda farklı isimler ortaya çıkmıştır. Bu farklı isimler tartışılırken, “Adalet ve Kalkınma” ismi kabul gördü; özellikle partinin kısaltılmış ismi daha vurgulu olduğu için bu isim kurucu arkadaşlar tarafından benimsendi kabul edildi ve öylece konuldu.

O günlerde aslında partinin amblemi ayçiçeği olarak düşünülmüştü. Hatta, “karanlığa kapalı aydınlağa açık” sloganı, ilk günlerde çok kullanılan slogan bu ayçiçeğine özgü bir slogandı ama ayçiçeğine itiraz edenler oldu. Bu itiraz tartışmaya dönüştü. Tartışma sonrasında oylama yapıldı, bir veya iki farklı oyla “ampul” kazandı ev ondan sonra partininn amblemi ampul oldu.

Aslına bakarsanız ampul iyi bir tercih değildir, yanlış bir tercihtir, ampul etrafında çok da spekülasyon yapılmıştır, bugün itibarı ile de baktığınızda anlamı olmayani kendiliğinden ortaya birşey çıkartmayan, verilen enerjiye göre çalışan, mekanik bir alet; üstelik Avrupa Birliği standartlarına göre de demode olmuş bir modeldir, Ak parti’nin ampulü. Bugün bile başbakanlık’ta o ampullerin tamamını değiştirmişlerdir, Avrupa Birliği standardına uygun olmadığı için. Doğru bir tercih değildi, yanlış bir tercihti.
Bir yeni parti ortaya çıktığında Türkiye’de, birtakım çevreler ve insanlar sürekli trafik yaparlar. “Aman bu işin Amerika ayağı olmadan bu işler olmaz, bir ziyaret etmek lazım, işte oraya güven verip ondan sonra devam etmek lazım” derler ve ön ayak olur, alır birilerini götürürler dolayısı ile de bu ilk kuruluş safhasında da, hem partiden birilerinin o temasları olmuştur hem de Başbakan’ın bir Amerika seyahati olmuştur.

06’38”
Ben dış politika ile ilgili konulara hiç girmedim. Bu dıuş polika ile ilgili şeylerin genel karar ortamlarında çok tartışıldığını, konuşulduğunu da hatırlamıyorum ancak o tarihte Başbakan henüz milletvekili olamamıştı, meclisin dışında kalmıştı. sayın Gül Başbakan olmuşt ama Tayyip Erdoğan da dış geziler yapıyordu. Bir taraftan Avrupa Birliği ülkeleri ile, diğer taraftan Amerika ile bağlantılı dış geiler yapıyordu, hemen seçimin arkasında…

Şimdi bunu yadırgamamak lazım. Bir siyasal iktidarın nasıl yönettiği ile ilgili. Şifreleri çözerseniz, tek tek olaylara takılmazsınız.

Bakın tayyip Erdoğan, o günden bugüne ( 2010) 15 kez Amerika’ya gitmiştir. 15 kez Amerika Birleşik devletleri’ne ziyarette bulunan, gidip orada lobilerde, Yahudi Lobilerinde teminat veren, orada yaptığı görüşmeleri buyrada basında çok büyük bir zafermiş diye yansıtıran; daha sonra da Türkiye’ye geldiğinde bütün büyük karlı işleri, ihaleleri İsrail’li iş adamlarına veren bir Başbakan görüntüsü sergilemektedir.

En fazla giden Başbakan’dan, en az 5 kez daha fazla giden bir Başbakan, bir Parti Genel başkanı görüyoruz, düşünün bir partinin genel başkanını, parti kurmadan önce Amerika Birleşik devletleri’ne ziyarette bulunuyor. partisi seçimleri kazandıktan hemen 1 ay sonra yine, yen, bir seyahatte bulunuyor; Milletvekili olmadığı halde, siyasi yasağı devam ettiği halde yapıyor bunu.

Ben başlangıçta münferit bireysel buradaki politikalar açısından çok sıkıntılı görülmeyecek en azından, görülmemesi gerekecek bir nitelikte olabileceğini düşündüm am bugün itibarı ile iyi niyetle yorumlanamaz çünkü artık politikalara yansımıştır.

09’00”

Erdoğan (Buh ile birlikte basın açklaması) : “Bu stratejik birlikteliğimiz geleceğe doğru yine aynı güvenle yüyüyeceğimiz birlikte teyit edilmiş oldu. Bundan dolayı da mutluyuz.”

Bu iktidar ekonomiyi nasıl yönetiyor?
Dış poltika konularına kimin gözlüğü ile bakıyor?
Ülkenin en hatayi meselelerini gündeme niçin alıyor?
Kim istediği için alıyor?

Bunlarla birlikte değerlendirdiğinizde, fotoğrafın birleştiğini, bütünleştiğini görürsünüz.”

 

2. Bölüm Konuşma Metni (Tamamı) :

“Gördüğünüz bu fotoğraf şudur;
Önce yoğun bir özelleştirme programı ile iş başladı.
Özelleştirmeden sorumlu bakan bendim fakat ilk haftadan itibaren
ayrışmaya başladık,
Tartışmaya başladık,
ve aynı şeyleri sötlemediğimizi, aynı konuya farklı baktığımızı görmeye başladım ve bildiğiniz gibi hemen ilk ay özelleştirme idaresini bıraktım.
O günlerde basına, elimden alındığı şeklinde yansımıştı. O günlerde konuşmadım ama elimden birşey alınmamıştı. Özelleştirme konusundaki tartışmalarımız yüzünden ben bırakmıştım.

Daha sonra Özellştirme Yüksek Kurulu üyesiydim. Önüme gelen ilk özelleştirme kararına imza atmadım. İki ay bu süreç devam etti ve sonunda doğrudan doğruya, ben bunu imzalamam, imzalanması erekiyorsa beni bu kurulumdaki görevimden de alın dedim ve değişiklik oldu.

Özet itibarı ile şunu söylüyorum :Ekonomik konularda tamamı ile, uluslararası sermayenin ihtiyaçlarına uygun bir süreç ve yapılanma vardı.Bunun önemli ayaklarından biri özelleştirme ve yabancılaştırmalardı. ben mevcut iktidarın yapmış olduğu özeleştirmelerden hiç birinin altına imza atmadım.

01’45”
Şimdi geldiğimiz nokta nedir, ekonomi ile ilgili; Başbakan’ın kendi cümleleri ile anlatacak olursak, Başban dedi ki, “Ben, Tğürkiye’yi pazarlıyorum” dedi. yani dünyaya pazarladığını söyledi. Gerçekten bu cümle, ne yaptığını anlatan en temel cümlelerden biridir. Gece gündüz, sürekli Türkiye’yi pazarlamıştır.

Paranın tamamını ülke içinde kazanan, kar marjları çok yüksek, ana stratesik temek sektörler ise tamamı ile yabancılaşmıştır.
Telefonlar, iletişim sektörü yabancılaşmıştır.
Stratejik tesisler yabancılaşmıştır.
Bankalar %40 düzeyinde yabancılaşmıştır.
Sigortacılık tamamı ile yabancılaşmıştır.
Limanlar yabancılaşmıştır.
Ve halen bu yabancılaşma süreci devam ediyor, hükumet açıklama yapıyor, otoyolları, köprüler, Milli Piyango, Ziraat ve Halk Bankası, Şeker fabrikaları ve enerji sentörünü de yabancılaştıracağını ilan etmiştir.

Sadece bu ekonomik politikalar açısından baktığınızda, benim kurguladığım siyasi parti bu değildir.

AK Parti’nin programını ben hazırladım. Bu program 4-5 ayrı heyetten geçmiştir, hazırlanırken ama heyetler değişiyordu programı hazırlayan heyet beşkanı değişmiyordu. O programı baştan sona okuduğunuzda, şu anda iktidar partisinin uyguladığı politika ile hiçbir bağlantısı olmadığını da görürsünüz. Ama şimdi sadece, küresel ihtiyaçlara, taleplere cevap veren bir ekonomi var ve zaten IMF ile yeni bir anlaşma yapacaklarını da ilan etmişlerdir.

Bunun dışında en hayati iç politika konuları da başta demokratik açılım olmak üzere, Türkiye’nin ihtiyaçlarına yönelik olarak, bu ülkede yaşıyan 72 Milyon insanın ihtiyaçlarına yönelik olarak kurgulanmıyor, aksine yabancı basında ifade edildiği gibi Türkiye gündemine düşmeden 1 yılı aşkın süre önce yabancı bazı ülkelerle sürdürülen gizli görüşmeler neticesinde oluşturuluyor.

Böye bir yapı bu ülkenin, bu ülke insanının oylarıyla ve iradesiyle işbaşına gelmiş bir iktidarın yapacağı bir iş değildir. Uluslararası güçlerin eliyle koyacağı bir iktidar ancak bu şekilde ülkeyi yönetir

05’00”
Böyle bir anlayış neticesinde, Türkiye tarihinde hiçbir zaman yaşamadığı derecede ayrışmıştır. İnsanlarımızın duyguları ve heyecanları farklılaşmıştır. Böyle bir dönemi Türkiye yaşamadı. Ama kurumlar arasındaki kavga ve güvensizlik de, tarihimizde hiçbir dönemde olmadığı kadar derinleşmiştir.

Tüm bu manzaralar, evet, AK Parti kurulurken, dünyadaki gelişmelere uyumlu olarak Türkiye’de yeni bir siyasi yapılanmayı ortaya çıkartmıştır ama bu yeni yapılanma Türkiye’nin ihyiyaçlarına uygun bir yeniden yapılanma olmamıştır aksinei küresel güç merkezlerinin ihtiyaçlarına uygun bir yeniden yapılanma olmuştur.

Evet. Türkiye’de siyasetin yenilenmesi lazım. Türkiye’de soğuk savaş dönemi siyaset tarzını terketmek lazım ama uluslararası ihtiyaçların cevabını verecek bir siyaset yapılanmasına gitmekten öte, bu küresel rüzgarlar karşısında, Türkiye’nin menfaatlerini koruyacak ve bu ülkede yaşıyan insanların taleplerini beklentilerini cevaplayacak, geleceklerini garanti altına alacak bir siyaset yapılanması gerekliydi diye düşündüm.

07’05”
Yerküre üzerinde korkunç bir yarış vardır. Bu yarışı kimileri Afrika savanlarındaki aslanların ve ceylanların yarışına benzetir. Her sabah o savanlarda bir ceylan uyanır ve o gün en hızlı koşan aslandan daha hızlı koşmadığı taktirde o ceylan öleceğini bilir. Afrika savanlarında her sabah bir aslan uyanır. O aslan da en yavaş koşan ceylandan daha hızlı koşmadığı taktirde aç kalacağını ve öleceğini bilir.

Yerküre üzerinde, küreselleşme dediğimiz ortam, böylesine vahşi ve korkunç sonuçları olan yarışın olduğu bir ortamdır. Ülke olarak, Türkiye olarak, 72 milyon insan olarak, bu küresel yarışta daha hızlı koşacağız, daha başarılı olacağız, daha fazla üreteceğiz, milli menfaatlerimizi mutlak şekilde koruyacağız ve geleceğe öyle yürüyeceğiz. Aksi taktirde yok olup gideceğiz

Bu ülkede, ayrışmaya karşıyız, Ayrılıklara, farklılaşmalara, kine, nefrete karşıyız. Başta siyasetin söylemi olmak üzere, siyaset önce kendini değiştirecektir, yönetim biçimini değiştirecektir, kurumlar arasındaki güveni tesis edecektir, yandaşa çalışmaktan vaz geçecektir. Bunu yerine liyakata başarıya prim verecektir ve Türkiye topyekün küresel yarışta başarılı olacaktır.”

AK Parti kurulduktan sonra girdiği 2002 seçimlerinde %34.29’luk; 2007 seçimlerinde %46.58 oy oranı ile tek başına iktidar oldu.

Abdüllatif Şener;
Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. 1978’de Maliye Bakanlığı’nda Gelirler Kontrolörü olarak göreve başladı. Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümünde öğretim üyeliği yaptı ve ardından AKP Kurucu Üyesi oldu. 4 dönem milletvekilliği yapan Şener 58. ve 59. hükümet döneminde Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı görevini yürüttü. AKP’den ayrıldıktan sonra Türkiye Partisi’ni kurdu. Ankara’da yaşıyor.

 

Abdüllatif Şener’in diğer Diğer Konuşmaları :
Abdüllatif Şener, AK Parti’yi Anlatıyor-2 : http://diril.me/2012/12/20/abdullatif-sener-ak-partiyi-anlatiyor-2/
Abdüllatif Şener, AK Parti’yi Anlatıyor-3 : http://diril.me/2013/05/09/abdullatif-sener-ak-partiyi-anlatiyor-3/

Yorumlar:

Yorum

Powered by Facebook Comments